[Flash 9 is required to listen to audio.]

Mumford & Sons > Little Lion Man

İnsanların benden nefret ettiğini en çok serviste fark ediyorum. Saplantılı bir biçimde, mecbur kalmadıkça yanıma oturmadıklarını düşünüyorum. Paranoya mı? Hiç vazgeçmedim paranoyaklıktan.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

John Frusciante > The Past Recedes

Platon, mağaradaki esaretimizden kurtulmaya, gölgelerin sahiplerini görmeye teşvik eder.

Gönüllü esirliği hesaba katmaz. Gerçekleri kaldıramayacakları düşünmez. Mutluluğun cehalette yattığını fark edenler; esaretten kurtulup renkleri gördükten sonra kendini tekrar zincirleyenler; gördüklerini unutmaya, tekrar gölgelere aldanmaya çalışanlar…

-Dün yine ayağımı burktum.

Aklımdan, hastaneye gidin, demek geçti, ama geçen seferki tartışmaları düşünüp vazgeçtim.

-Ağrıyor mu, yine?

-Şimdi bir şeyim yok. Dün sabah çok ağrıdı. Şu tabağa kahvaltılık bir şeyler koydum, şurdan şuraya getiremedim. Oturdum, sinirimden, bir güzel ağladım. Sonra da çayımı alıp kahvaltımı yaptım.

Annemle hafta sonları uzun uzun kahvaltı yaparız.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

The Civil Wars > I’ve Got This Friend

Ashes And Snow > Feather To Fire

Sabahtan akşama kadar bir evdeyim. Sabahtan akşama kadar bu evin içindeki bir odadayım. İçindeyim. Müzik artık eğlendirmiyor. Üzmüyor da. Mutlu etmiyor, diğer taraftan. Varlığını hissetmiyorum, ama yokluğu kocaman bir boşluk hissi. Kapattığım anda sabırsızlanmaya başlıyorum. Bacaklarım sekiyor, parmaklarım ağzıma uzanıyor. Tırnaklarım korkuyla titriyor. Bir haftadır yemedim tırnaklarımı. Stresli anlarımda dişlerimi, tırnağımla etimin arasına geçiriyorum. Onları tehdit ediyor gibiyim. Aslında kendimi alıkoyma alıştırmaları yapıyorum. Sigaradan da alıkoyuyorum kendimi. Sağlık umrumda değil. Sağlık bok yesin. Bir-iki ay gibi bir sürede, beni yavaşça, acı çektirerek öldürecek bir şey bulsam, ona da başlarım. Kendimi sigaradan alıkoyuyorum, çünkü ona muhtaç olduğumu düşünmesini istemiyorum. Sigaradan söz ediyorum. Sigaranın, kendisinden, canım istediği an vazgeçebileceğimi anlamasını istiyorum. Yani bu amaçla atmıştım sigarayı elimden. Biraz zaman sonra bana da acı vermeye başladı bu ayrı gayrılık. Gerçi; sigaranın neler hissettiğini bilmiyorum.

Üstüme bu kadar gelmemem gerektiğini düşünerek tırnaklarımı yiyorum. Kendimi, iki şeyden aynı anda alıkoyarak üzmek istemem. Sigaraya başladığımda da tırnaklarım için gerekeni yaparım.

Dün on dakika boyunca hiçbir şey yapmadım. Sadece nefes aldım ve öylece durdum. Bir anda karar verdim bunu yapmaya. Eğer hazırlıklı olsaydım yere uzanırdım, gözlerimi tavana dikerdim. Daha belirgin olurdu hiçbir şey yapmadığım. Böyle otururken gözüm dalmış gibi oldu. Gören insanlar olsaydı, böyle düşünürlerdi. Ama kimse görmedi. Ben de zaten dalmadığımı, hiçbir şey yapmadan , sadece nefes alarak öylece durduğumu içten içe biliyordum. İyi geldi mi, bilmiyorum. Yorucu ve koşuşturmalarla geçen şehir hayatından bir süreliğine de olsa uzak kalmış oldum. Siktir! Yaşamadığım, asla bir parçası olmadığım bir hayattan on dakika boyunca uzak kalmış oldum. Uzaklığımı pekiştirdim.

Önceden kalkar kalkmaz perdemi açardım. Bir balkonum hiçbir zaman olmadı, ama perdenin açık olması o duvarın olmadığı hissini veriyordu. Böylece bir yerde kapalı olduğum düşüncesi uzaklaşıyordu kafamdan. Şimdi hiç açmıyorum. Her sabah kapalı olduğundan emin olmak için kontrol ediyorum. Arasından şöyle bir bakıp tekrar düzeltiyorum. Kıvrımlarının olmamasına dikkat ediyorum, tam bir duvar gibi olmasına özen gösteriyorum. Dışarıda ağaçlar olduğunu biliyorum. Ne ağacı olduklarını bilmiyorum. Uzanıyorum. Ellerimdeki mürekkep lekelerini görüyorum. Başkaları görsün istemiyorum. Başkaları görürse utanıyorum. Aslında tek başımayken gizli bir haz duyuyorum bu lekelerden. İnsan içine çıkmayacak olsam ellerimi mürekkeple yıkardım.

İnsan içine çıkmayacağımdan emin olsam hayatımın kalanını sonsuz bir mutluluk ve dipsiz bir zevk duygusuyla geçirirdim. İnsan sosyal bir yaratıktır. Ya da hayvandır. Tam bilmiyorum. Ben nadiren sosyalleşeceğim insana ihtiyaç duyuyorum. Bu nadirlikten de fazla zorlanmadan kurtulabilirim. Ben bu ‘insanın sosyalliği’ durumunun istisnasıyım. Ya da hayvan değilim. Ya da yaratık. Sözün doğrusu neyse artık. ‘Öyle bir söz varsa’, önşartıyla birlikte.

Birden başladı. Başladığı gibi bitti. Birden.

Ocak - 23 - 22.15

Ben yazsam, “…ve ölesiye hatalardan,” diye bitirirdim. Hata yapmaktan nasıl da korkuyorum. İnsan bu kadar korkunca kıpırdayamaz oluyor. Elini uzattığı şey bir hataya dönüşecekmiş gibi. Aldığı nefes bile.

Muchuu > Pirate

Ocak - 15 - 14.45

Kara basıp, bozanlar hırpalanmalı. Bunların pürüzsüzlükten hoşlanmadıklarını düşünüyorum.Kar; o pürüzsüzlükteyken ne kadar güzelse, bozulduğunda da o kadar çirkin. Bu kafa, küçüklükteki kar eğlencelerinin o viran görüntüyle bitmesinden kaynaklanıyor. Sanırım. Ama pürüzsüzlük yeğdir. Karın bozulmamış görüntüsü, gölün dalgalanmamış yüzeyi. Karşımdaki kızın bir gülümsemeyle gerilmiş yanağı. Dokunma isteği.

Chairlift > Ghost Tonight

…Sinekleri düşünürdü. Sinekler saniyede 350 defa kanatlarını çırparlar, diye okumuştu. O da saniyede 350 defa hayatı sevmeye, birini okşamaya; saniyede 350 defa bir ballı şeye konmak için çalışmıyor muydu?..

Sait Faik Abasıyanık > Şahmerdan